AİLE ŞİRKETLERİ KURUMSALLAŞMALI MI?

AİLE ŞİRKETLERİ KURUMSALLAŞMALI MI?

Başarılı işletmeler, geçmiş dönemlerde elde edilen başarılarına ulaşmak için kullandıkları taktiklerin her zaman geçerli olacağı yanılgısına düşebilirler. Değişen dünyada, işletmeler aynı taktik ve stratejiler ile başarıyı tekrar yakalayabilecekleri fikrini savunabilir. Böylece, değişime direnip başarısızlığa uğrayabilir. Bu, işletmenin sürekliliği açısından en önemli tehlikelerden biri, bu nedenle, süreklilik için aile şirketi, geçmiş başarılarına sonsuz güven yerine, değişime hazır hale gelmelidir.

Bunun yanında ‘kurumsal’ bir yapı, sürekli başarı için zorunluluktur. Kurumsal yapı, ya da kurumsallaşma denildiğinde, genelde patronların işten ellerini çekmeleri ve işi tamamen profesyonellere bırakmaları gibi bir yanlış anlayış çok yaygın olarak kabul edilmektedir. Oysa, kurumsallaşma, patronların işi tamamen profesyonellere bırakması demek değil. Tam tersine, patronların işin başında olmasında ve diğer çalışanlarla kollektif bir çalışma ruhu kurulmasında inanılmaz faydalar vardır.

Kurumsallaşma işletmenin bir ‘sistem’ haline gelebilmesi. Her sistemde olduğu gibi, sistemin rollerin ve görevlerin belirlenmiş olması ve sistemin kendi bütünlüğü içinde işleyebilmesinin ve karşılıklı etkileşimin altyapısının kurulmuş olması gerekir. Bu bağlamda kurumsallaşma denildiğinde ‘şirketin’ kurumsallaşması anlaşılmalıdır.

Aile Şirketlerinin kurumsallaşması genelde üzerinde düşünülmeyen ama aile şirketlerinde en temel problemleri yaratan bir konu Kurumsallaşma ‘sistem haline gelmek’ olarak tanımlandığına göre, sadece şirketin sistem haline gelmesi yetmez. Aile ilişkilerinin de bir sistem haline getirilmesi, bunun için de aile şirketlerinin yeniden yapılandırılmaları gerekmektedir. Yeniden yapılanma ile şirketlerde yeni bir organizasyon yapısı oluşturulmalı ve bu yapı içinde yer alan herkesin görevi, yetkileri ve sorumlulukları yazılı olarak belirlenmelidir. Bu şirketlerde uygulanabilecek bir görev yetki ve sorumluluk yönetmeliği ve personel yönetmeliği oluşturulmalıdır. Böylece bu işletmelerde karar alma süreci belirli kurallara bağlanır ve işletmenin kurumsallaşması için bir adım atılır. Diğer taraftan bu tür işletmelerde iş tanımları yapılmalı, iş planı ve akışları dökümante edilmeli, iyi bir iş ve belge akışı sağlanmalıdır. Etkin bir raporlama sistemi kurulmalı ve yönetimin gereksinim duyduğu bilgiler güncel olarak raporlanmalıdır. Maliyet ve stok kontrolü sağlamak, maliyet azaltılmasına gitmek için etkin bir muhasebe ve raporlama sistemi kurulmalıdır. Daha sonra bütçe uygulamalarına başlanmalıdır. Bölümlerin daha sistemli hale getirilerek bölümler arası belge ve bilgi akışı sağlanarak, bölümlerin daha etkin ve verimli çalışması sağlanmalıdır. Aktif bir pazarlama bölümü kurularak işletmenin yurtiçi ve yurt dışı pazar payı artırılmalıdır. Sonuç olarak, aile şirketlerinde mevcut sistemleri yamamak, onarmak gibi yöntemlerle düzeltilmesi oldukça zordur ve de mevcut sistemi daha da içinden çıkılmaz hale getirebilir. Bu nedenle aile şirketlerinin tümüyle yeniden yapılandırılmaları gereklidir.

Ülkemizde köklü denilebilecek en uzun ömürlü aile şirketleri 4. kuşağın idaresinde. Yani kurucusunun üzerinden ancak birkaç nesil geçmiş. Burada olaya geniş bir açıdan bakmamızın büyük önemi vardır. Türk işletmeleri neden uzun yaşamıyor derken sadece yönetimsel beceriksizliği vurgulamak çok doğru değildir.

Bugüne kadar yaşamış aile şirketlerinin sayısı üzerinde uzun uzun durmak yerine artık bundan sonra Türk işletmelerini nasıl uzun ömürlü kılar ve büyüme potansiyellerini harekete geçiririz diye düşünmeliyiz. Zira en uzun ömürlü dediğimiz şirketlerin bile ne kadar büyüyebildikleri ortadadır. Varılması gereken nokta sadece şirketin ömrünü uzatmak değil onların gelişimini de sağlamak olmalıdır.

Şirketin devamlılığı için gerekli çalışmalar yapılırken, patronların da işletmenin ufkunu görebilmeleri için uygun yapı oluşturmalıdır. Patronlar artık sahada çarpışmaktansa geleceği tahmin etmeli, stratejileri ile işletmenin gelişmesine yön vermelidir.

Değişimle gelen fırsatları değerlendirmeli, etkin bir yönetim sergileyerek kabından taşmalıdır. İşletme sahipleri kurumsallaşmayı sadece şirketleri çok yaşasın diye düşünmemelidir. Amaç yerinde sayan uzun ömürlü bir şirket değil, değişimlere ayak uydurabilen, gelişime ve büyümeye açık, fırsatları iyi gözlemleyen uzun ömürlü şirketler olmalılardır.

Ülkemizde kısa vadede önemli başarılara imza atmış ve gerçekten çok hızlı bir büyüme trendine girmiş işletmeler de mevcuttur. Bu işletmelerin sahipleri unutmamalıdır ki, işler her zaman istenildiği gibi gitmeyebilir. Mevcutla yetinen işletmeler bir süre sonra gerilemeye mahkûmdur. Finansal açıdan erişilen büyüklük, işletmenin çok yaşayacağı yâda kurumsal olduğu anlamına da gelmemektedir. Bu parasal güç şirketin 7 neslini yaşatır diye düşünmeden önce şirketin yönetim altyapısının sağlam temeller üzerine oturtulması zaruridir. Zamanında çok popüler olan ve çok büyük maddi güce sahip şirketlerin piyasadan silinişini ve yok oluşlarını ibret almak gerekmektedir. Çoğunun yok oluşlarının temelinde, kurumsal bir yapıya sahip olunmaması, strateji ve vizyon yoksunluğu yatmaktadır. Bugün ne yapsanız satabilir fakat yarın koşullar değiştiğinde bu değişime adapte olmak için çok geç kalmış olabilirsiniz.

Kurumsallaşma çalışmalarına ciddi olarak başlama isteğinde olan ve desteğe ihtiyacı olan işletmeler ise genellikle 30 üzerinde çalışana sahip işletmeler olmaktadır. İş hacminin artması ile iş süreçlerinin çoğalması, istihdamın artması ile çalışanların idaresinin güçleşmesi, yaygın akrabalık ilişkileri ile aile içinden şirket yönetimine müdahalelerin artması işletmelere kurumsallaşma zorunluluğunu hissettirmektedir. Şirket ve aile kültürünü oluşturarak birbiriyle etkileşimlerini sağlamak kurumsallaşmada amaçlanan en önemli konulardan biridir. İşletme ve aile kurumsallaştırıldıktan sonra şirket sahiplerinin geleceği planlayabilmek için daha fazla zaman bulabilecekleri muhakkaktır. En azından bu ölçekteki şirketlerin artık kurumsallaşma yoluna çıkarak, onları iç piyasanın esaretinden kurtaracak, dünyaya vizyoncu bakışla görerek stratejiler üzerine çalışmalı, vizyonlarını geliştirmeleri gerekmektedir. İşte o zaman kurum, kurumsallaşmaya başlamış, gelecek vizyonunu tanımlamış demektir.